AMASRA AMFORALARI
Denizin sihirli küplerindeki marka!
” Eski Tunç Çağı” yaşanırken, Hititlerin Anadolu’ya gelmesine 200 sene vardı. Şarabı insanlara armağan eden Diyonisos henüz ortalıklarda yoktu. İnsanoğlu bunu sezinlemiş olmalı ki, şarabı saklayacağı ve sonradan satışa sunabileceği o sihirli kapları üretmeye başladı. Onlar o gün ürettikleri kapların bugün otel lobilerinde süs olarak kullanılabileceğini nereden bilebileceklerdi?
.
Tahmin edileceği gibi amforalardan bahsediyoruz. Günümüzde onlar, basit bir süs aracı, sıradan bir obje olarak görülürken; aslında sıvı yiyeceklerin ve hububatın taşındığı, antik çağın tırları olarak kabul edilmelidir. Kimsenin değer vermediği amforalar kilden yapılma, sade görünüşlü, ağızları tıkaçla kapatılan ve istiflenmeleri göz önüne alınarak genellikle sivri olarak yapılmış testilerdir.

Bilindiği gibi, Klasik ve Helenistlik dönemlerde Rodos, Knıdos(Datça), Klozomenia(Urla), Sinope(Sinop) ve Herakleia(Kdz. Ereğli) birer amfora üretim merkeziydi
Zamanın içersinde bulunduğumuz bölge, bir taraftan Amastris dönemini(M.Ö.308-285) yaşarken, bir taraftan da mühürlü amforaların üretim yeri haline geliyordu. Amasra’da üretilenler form olarak Taşoz amforalarına yakındı. Dar ve bir miktar geniş olmak üzere iki yaygın tipi vardır. Geniş olanlar kulplarının dışa doğru biraz taşkın olması, kademeli ağız kenarı, oval gövde ve sivri dip özellikleriyle Sinop amforalarını hatırlatıyordu. Mühürlerine gelince, bu tipin mühürleme işlemi boyun kısmına yapılmıştır. Dar olanlar da Herakleia amforalarına benzemektedir. Geniş tiplerde olduğu gibi mühürlerini boyun kısmında taşırlar. Ağız kenarlarındaki çizgi varlığı ile omuz yerine boyunlara vurulmuş mühür, Amastris amforalarının belirgin yanıdır. Anılan özelliklere ilaveten, sağ alt köşede İç bükey olarak AMACT/PIOC yazıtı ile sarmaşık yaprağına da yer verilmiştir.

Kentin kuruluşuna paralel olarak başlayan amfora üretimi, III. yy.ın ilk çeyreği boyunca devam etmiştir. Kuzey Anadolu kıyılarında yer alan Amasra, zeytinliklere sahip tek yer olması nedeniyle, hem bu bölgenin, hem de Kırım yarımadasının zeytinyağı ve salamura zeytin ihtiyacını karşılamıştır. İşte bu ürünler de amforalarla nakledilmiştir.
Aslında hor görülen, ötelenen bir amforanın şekli, onun tarihini, geldiği coğrafyayı, ait olduğu milleti ve içersinde taşıdığı malın niteliğini anlatır. Çünkü amforaların formları, hacimleri, genellikle onu ihraç eden devletin veya tüccarın tescilli markasıdır. Bir amfora ustası, fırının başına geçip, kafasına göre yeni bir form ve hacimde amfora üretemezdi.
Amfora yapımındaki güçlükler nelerdir?
Eski çağlarda amfora yapımındaki en büyük sorun fırınlama idi. Elbette uygun kil veya toprağın bulunması, çamurun çiğnenerek hazırlanması ve dinlendirilmesi, direnç veren katkıların ilavesi çok önemliydi ama amfora fırınlarında 900–1000 derece gibi yüksek ısıya ulaşabilmek her zaman mümkün olmuyordu. Yeterli derecede pişirilemeyen amforalar pul pul dökülürken, kontrol edilemeyen fazla ısı, onları ya deforme ediyor, ya da eritiyordu.
Başka bir teknik sorun ise yalıtımdı. Amforalar gerek içerden ve gerekse dışarıdan geçirgenliği en aza indirmek amacıyla, sırlama(camlaştırma=firnişleme) işlemine tabi tutuluyordu. Bunlara ilaveten amforanın içi hoş kokulu reçine, üzüm pekmezi, bal ve balmumu ile kaplanırdı.
Diğer bir teknik sorun da amfora ağzının kapatılması veya tıpalanmasıydı. Bunun çözümlenmemesi amforanın içersindeki ürünün dökülmesine veya hava alıp bozulmasına sebep oluyordu. Amfora ağızlarını kapatmak için yaprak veya kumaş üzerine çiğ kil veya pişmiş toprak tıpalar kullanılmıştır. Ayrıca mantar, çam kabuğu, çam kozalağı, volkan taşı ve ahşaba kadar birçok malzeme bu amaçla kullanılıyordu.
Antik döneme ait amforaların bazılarında, tanıtıcı marka olarak boya ile yazılmış yazılar, kazıma ile yapılmış işaretler bulunur. Bu yazı ve işaretler taşınan ürünün cinsini, yöresini, kalitesini belirttiği gibi aynı zamanda bir reklâm niteliği taşıyordu
Dünyanın en eski amforası, M.Ö.3.000 yıllarına ait Troya amforasıdır.
Amforaların dibi niçin sivridir?
Ticari amforalar, deniz aşırı ihracatları taşıyan minik birer konteynır oldukları için nakliyeleri gemilerle yapılmıştır. Dolayısıyla amaç, bir gemide en az alanı kaplayarak en fazla amforayı doldurabilmektir. Sivri dipler ise gemide istifleme avantajı sağlarlar. Birbirlerini sıkıştırarak çarpma ve kırılma riskini en aza indirirler. Normal boyutlardaki bir gemi, bu tür bir yükleme sonucunda 2.000–3.000 amfora taşıyabiliyordu.

Sonuç olarak, konunun bir kez daha vurgulanması gerekiyor. Amasra, amforaların Karadeniz’de üretildiği üç merkezden birisidir. Fırınlardan bir tanesinin yeri biliniyor. Amaç kültür varlıklarını çeşitlendirmekse, amfora dünyasında yer almaksa, en kısa süre içersinde kurtarma kazısı yapılarak, samimiyetin ispatlanması gerekiyor.
İsmail AKTAŞ
Bartın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Uzmanı
|