ÇAKRAZ' IN ÇATISI AKÇAOTLUK

Yeni yürüyüş yolumuzu planlarken Akçaotluk tepesine tırmanmak aklımızda yoktu. Amacımız yine Değirmenderesi ve Yazılıgökçeağaç bölgesindeki önceki gidişimizde bulamadığımız eski bir kilise kalıntısını bulmak ve resimlemekti. Ayrıca fırsat ve imkan bulabilirsek Kurucaşile' deki BAŞKÖY çevresinden başlayarak Aliobası, ve Topallar' dan geçtiği rivayet edilen tarihi su yolunun toprak üstündeki izlerini de araştırmayı düşünüyorduk. Bu arada Yazılıgökçeağaç ve Değirmenderesi' nin doğal güzelliklerini yeniden görmek ve daha sonra yürüyüş gruplarının kullanabileceği en uygun yürüyüş güzergahını da tespit etmek de planlarımız arasındaydı. Ama Sarı Mehmet' in yönlendirmesiyle AKÇAOTLUK tepesi de yürüyüş planımıza dahil oldu.
Bu seferki grubumuz daha da kalabalıktı. Rehberimiz de Topallar Köyü'nden Sarı Mehmet' ti. Ancak bir sorunumuz vardı. Kendisine daha önceden ulaşıp haber vermemiştik. Topallar Köyü' ne çıktıktan sonra onu bulmayı düşünüyorduk. Her zamanki gibi önce sahildeki marketten yol boyunca ihtiyaç duyacağımız kumanya ve suyumuzu aldıktan sonra Şantiye mevkiinde ekibin diğer üyeleri ile buluştuk ve araçlarla Topallar köyü'ne doğru hareket ettik. Yol boyunca aklımızda Sarı Mehmet 'i nasıl bulacağımızı düşünüyorduk. Öyle ya, belki de işi vardı ve bize katılamayacaktı.. Bu düşünceler içinde Topallar köyü' ne girdiğimizde "Doktor hastanın ayağına gelirmiş" sözünü hatırlatırcasına hoş bir sürprizle karşılaştık. Köyün girişinde Sarı Mehmet karşımıza çıkıvermişti. Hemen arabayı durdurduk ve kendisinden bize rehberlik edip edemeyeceğini sorduk. " Tamam, bekleyin." dedi. "Eve gidip geleyim."
|
HEDEFİMİZ AKÇAOTLUK TEPESİ
Çok sürmedi. Sarı Mehmet yanımıza geldi ve "Buyurun gidebiliriz." dedi. Yolculuğun başında bu güzel rastlantı bizim moralimizi yükseltmişti. Sarı Mehmet " Önce size tarihi su yolunu göstereyim." dedi Bir süre yürüdükten sonra Kıranköy mevkiine geldik. Bu arada KIRANKÖY adının nereden geldiği hakkında da Sarı Mehmet bize şu bilgiyi verdi. Çok eski zamanlarda burada bir köy varmış. Bu köyde sebebi bilinmeyen bir salgın hastalık baş göstermiş. Salgın hastalık yüzünden köy halkının neredeyse tamamı kırılmış. Sadece topal bir kadın ve birkaç yakını kurtulup bugünkü Topallar köyünün bulunduğu yere gelip yerleşmişler ve orada hayatlarını sürdürmüşler. Topallar Köyü' nün adı da buradan gelmiş.
|
Kıranköy Mevkii
Kıranköy mevkiini geçtikten sonra kestirme bir orman yolundan Aliobası Köyü' nün güneyindeki tepenin zirvesinin hemen altından açılan yeni yola çıktık. Bu Bu yol mermerciler tarafından açılmış olan geniş bir patika yoldu. Yolun güney tarafında dozer'in indirdiği bölümde kırmızı horasan taşından yapılmış olan su yolunun tabanı kesit halinde görülüyordu. horasan tuğlanın alt kısmı su yolunun tabanına destek olmak üzere taşlarla doldurulmuş durumdaydı. Sarı Mehmet bize bu su yolu ile ilgili bir hikaye anlattı.
|


Rivayete göre Amasra' daki kralın çok güzel bir kızı varmış. Bu kızı isteyen çokmuş. Kral bir şart koşmuş: " Kim Amasra' ya su getirmeyi başarırsa kızımı onunla evlendireceğim." demiş. İki aday bu işi göze alarak çalışmaya başlamışlar. Gençlerden biri Bartın tarafından su yolu inşaatına başlamış. Diğeri de Kurucaşile tarafından işe girişmiş. Yolun tamamlanması üzerine, kızı ve damat adaylarını çekemeyenler iki gence de aynı yalanı söylemişler. Bartın'dan su yolu kazan gence öbür aday su yolunu senden önce tamamladı diye haber uçurmuşlar. Bu haberi alan genç bu acıya dayanamayıp intihar etmiş. Aynı yalanı Kurucaşile tarafından gelen su yolunu yapan gence de söylemişler. O da ilginç bir şekilde intihar etmiş. Elindeki su yolunu açarken taş kırmak için kullandığı balyozu havaya fırlatıp tam altına geçmiş. havadan yere düşmekte olan balyoz kafasına gelmiş ve ölmüş. Bu rivayetin Kurucaşile tarafında da anlatıldığını öğrendik
|

Dağlara Doğru

Bu incelemelerimizi bitirip fotoğraf çektikten sonra yeniden yola koyulduk. Düzlük denen ve daha önce de bahsetmiş olduğumuz mermer kayalarının bulunduğu yere geldik. Sarı Mehmet bize " Gelmişken size Amasra' yı da göstereyim." diyerek yine önümüze düştü. Tabii bizde onun peşinden bizi neyin beklediğini bilmeden yürüdük. Düzlük mevkiinin güneyindeki küçük yamacı tırmanıp kısa bir dinlenme molası verdikten sonra doğu yönüne doğru yeniden tırmanmaya başladık. Sık bir orman örtüsüyle kaplanmış kayalık ve dik patikalardan döne döne tırmanmaya devam ettik.
|

Tırmanma

|
Ekip Zirvede

Kerim Hoca'nın Zirve Keyfi
|

Akçaotluk Zirvesi' nden Amasra' ya Bakış
|

| 
Akçaotluk Zirvesi'nden Mermer Ocağının Görünüşü
|
Gerçekten de hayli yorucu bir tırmanma oldu. Sarı Mehmet "AKÇAOTLUK tepesine çıkıyoruz." dedi. Bu zorlu tırmanışın ardından zirveye eriştiğimizde gördüğümüz manzara, çektiğimiz zorluklara değecek kadar muhteşemdi. Tam Karşımızda Çakraz ve çevresi adeta uçaktan bakıyormuşçasına ayaklarımızın altındaydı. Sol tarafımızda ise Amasra neredeyse bütünüyle görünüyordu. Sağa baktığımızda ise Avara - Cumayanı tarafı vardı Yine bu bölgedeki mermer ocağı da yemyeşil orman örtüsünün içinde kirli beyaz bir leke gibi gözlerimizin önündeydi. Bu ocak gittikçe büyüyen kanser yapıcı bir ur gibi ormanı yutarak genişliyordu.Bu da bizi hüzünlendirmişti. Doğanın nasıl yok edildiği burada oldukça net bir şekilde görülüyordu. Aslında yok edilen doğa değil, bu doğaya bağlı olarak bu bölgenin geleceğiydi. Türkiye'nin ender bitki ve orman varlığının bulunduğu ve küresel ısınmanın etkilerinden en az etkilenerek geleceğin doğa ve turizm merkezi olmaya aday olan bir yerin geleceğinin bu şekilde yok edilmesi içimizi gerçekten de burkmuştu. Burada muhteşem manzarayı seyrederek bayağı bir süre dinlendik. Resimler çektik. Tırmanmış olduğumuz zirve deniz seviyesinden ortalama 800 metre kadar yüksekti.
AKÇAOTLUK zirvesinden görünen manzaranın tadını çıkardıktan sonra inişe başladık. Nispeten kolay bir inişten sonra bizi yine sık ağaç, çalı ve dikenlerle kaplı zorlu bir orman yolu bekliyordu. Artık hedefimiz Değirmenderesi ve Yazılıgökçeağaç' tı. Geçilmesi çok zor bir bitki örtüsü ile kaplı orman yolundan ilerlerken başımıza ilk aksilik geldi. Rehberimiz bizi daha rahat geçebilecek bir yol ararken yolumuzu kaybettik. Geldiğimiz yolu kullanarak başladığımız yere döndük. Bu durum ekipteki herkesin moralini bozmuştu. Çünkü çok zaman kaybetmiş ve dört buçuk veya beş saatlik yürüyüşün yorgunluğu tümüyle üzerimize çökmüştü. Ormanın içindeki dik patikanın bir kesiminde onbeş yirmi dakika kadar dinlendikten sonra yeniden yola koyulduk. bir süre sonra sık orman örtüsünden kuzey yönünde çıkarak açık bir düzlüğe geldik. Karşımızda Değirmenderesi mevkii artık beş on dakikalık bir mesafedeydi. Yürüyüşün bu bölümü önceki bölümlere göre daha kolay geçmişti. Bir süre sonra muhteşem ağaç denizinin içindeydik. Aramızda daha önce buraya gelmemiş olan arkadaşlarımız büyülenmişçesine karşılarındaki manzarayı seyrediyor ve resim çekiyorlardı.
|
VE HAYAL KIRIKLIĞI
Biz daha önceden buraya gelenlerin aklında ise eski kilise harabesi vardı. Sarı Mehmet elinle koymuş gibi bizi kalıntıların olduğu yere götürdü. Ancak burada bizi bekleyen şey tarifsiz bir hayal kırıklığı idi. Çünkü, kilisenin yerinde yeller esiyordu. Gördüğümüz şey temel taşları ve bazı yerleri iki üç karış yüksekliğinde duvar kalıntılarıydı. Bir de parçalanmış ve küçük bir bölümü kalmış bir sütun parçası vardı.Definecilerin doymak bilmeyen kazanma hırsı tarihi acımasızca yok etmişti. Hem de insafsızca... Bazı yerlerde dinamit atılmış olduğunu gözlemledik. Sarı Mehmet' in ifadesine göre kilisenin biraz aşağısında güney kısmında dört basamaklı taştan oyulma bir merdiven ve bunu başında da bir dibek taşı varmış. Ama para hırsı ile gözleri kararmış vicdansız kafalar, hoyrat elleriyle bu kayadan oyulmuş basamaklardan oluşan merdiveni dinamitle havaya uçurup parçalamışlar ve dibek taşını da bir şekilde götürmüşlerdi. Bazı yerlerde de yıkılmış veya gövdesinin bir kısmı yanmış ağaçlara da rastladık.
|
Artık karnımızın acıktığını daha fazla hissetmeye başlamıştık. Ormanın uygun bir yerinde çantalarımızdaki kumanyaları çıkararak bize göre çok güzel bir sofra kurduk. Domates, salatalık, peynir, helva ve benzeri yiyeceklerden oluşan yemeğimizi yerken, domates ve salatalığın insana ne kadar lezzetli geldiğinin farkına varmıştık. Ormanın serin kucağında, esen hafif rüzgarın oluşturduğu yaprak hışırtılarını dinleyerek yediğimiz bu yemeğin tadı gerçekten de çok başkaydı.
|

Yaklaşık bir saatlik bir moladan sonra artık dönüş yoluna girmek zorundaydık. Çünkü saat bayağı geç olmuştu. Değirmenderesi' nden Yazılıgökçeağaç mevkiine geçtikten sonra oradan da Dönmezgölge tarafına doğru yolumuza devam ettik. Kullanmış olduğumuz bu orman yolu da tarihi bir yolmuş. Yüzyıllarca bu bölge ile Kurucaşile arasındaki yolculuklarda bu yol kullanılmış.
|

Ekibimiz Kıranköy mevkiinden Topallar Köyü' ne dönüş yolunda
Yaklaşık kırk beş dakikalık bir yürüyüşten sonra Aliobası Köyü' nün üstündeki yola çıktık. Yürümüş olduğumuz zorlu orman yollarından sonra bu yol bize TEM OTOYOLU gibi gelmişti. Üzerimizde tatlı bir yorgunlukla Aliobası üzerinden Topallar Köyü' ne gelmemiz uzun sürmemişti. Köye girdiğimizde Caminin karşısındaki çeşmede yüzümüzü ve kollarımızı yıkayarak serinledik ve susuzluğumuzu giderdik.
|

Mutlu Son
Bizim Taner: " Hangi akıla uydum ben yaa?..." der gibi çeşmenin beton zeminine serilmiş.
Ekibin yorgunluğu burada belli olmuştu. Herkes bir yer bulup oturmuş ve kendini salmıştı. Ekibin toplanmasından sonra araçlarımıza bindik ve yaşamış olduğumuz güzel bir günün acı, tatlı ve kimi zaman da insanı güldüren anıları ile Çakraz' a döndük.
Yol boyunca yaşanan gülünç konuşmalar yolculuğumuzun başka bir güzelliğini oluşturmuştu.
Çakraz' ın gençlerinden Taner yolculuğumuzun beşinci saatinden sonra sık sık Salih Hoca' ya " Hocam ne kadar kaldı?" diye soruyor, Salih Hoca da " Az kaldı neredeyse geldik. " diye cevap veriyor,.Taner de büyük bir yılgınlık içinde " Hocam iki saat önce de aynı şeyi söylüyordun yaa!" deyip derin bir offf çekiyor ve bu da ekibi neşelendiriyordu. Ekibi neşelendiren bir başka şey de Kerim Hoca' nın telaşıydı. Yola çıkmadan önce Kerim Hoca Salih Hocaya " Yürüyüş tahminen ne kadar sürer diye sorduğunda Salih Hoca " Dört saat falan sürer." diye cevap vermişti. Kerim Hoca da "İyi o zaman. çünkü bu akşam Amasra' da bir düğün var ve ben orada kamera çekimi yapacağım. O zaman yetişebilirim." demişti. Yolculuğun süresi uzadıkça Kerim Hoca' nın yakınmaları artmaya başladı ve hafızalarımızda ekibi katıla katıla güldüren şu sözleri kaldı: " Eyvaaah'. Yetişemeyeceğiz galiba. Valla adamlar çok önemli kişiler. Yetişemezsem kesin beni ayağımdan vurular yaa"
Öte yandan bazı sözler de en az diğerleri gibi güldürücüydü.
Taner: " Rahmetlinin son sözü: Ne kadar güzel bir manzara."
Salih Hoca: "Size söylemiştim di mi? Bana takılmayan bir pişman, takılan da bin pişman."
|
YAZI: Salih TİRYAKİ
FOTOĞRAFLAR:: Salih TİRYAKi - Kerim BOZ - Mahir İNCEREİS
|