MUSTAFA İYİCE-Nam-ı Diğer: ZAVRAK MUSTAFA
1939 Amasra Doğumluyum. Amasra’nın EYİCEOĞLU Ailesi’ne mensubum. Deniz Kuvvetleri Komutan’larımızdan Or Amiral CELAL EYİCEOĞLU, babamın amcasının oğludur. Prof. Dr. SEMAVİ EYİCE ve eski belediye başkanlarımızdan SELAHATTİN EYİCE ile aynı aileden geliyoruz.

İYİCE, EYİCE ve EYİCEOĞLU soy isimlerinin farklılık göstermeleri eski Türkçe-Osmanlı’cadan, yeni Türk’çeye geçiş döneminde olmuştur.
Babam AHMET İYİCE 1984 senesi 80 yaşında vefat etti. Kendisi önceleri “TAHLİSİYE GEMİSİ” nde cankurtaran olarak çalıştıktan sonra, 1940 senesinde E.K.İ. Zonguldak DİLAVER Bölgesi’ne ağaç marangozu olarak işbaşı yapmış.1956 senesinde meslek hastalığından ihraç çıktı. Yani malülen emekliye ayrıldı.
Yeraltında, ocaklarda kapı, istasyon vs. marangozuydu. Biz o yıllar Zonguldak’ta ON TEMMUZ Mah. KESTANE Sok. ta kendi yaptığımız evimizde oturuyorduk. Babamın emekliye ayrılmasından sonra biz Amasra’ya taşındık ve oradaki evimizi de 1974 senesinde sattık.
1955 senesinde 16 yaşımdayken, Zonguldak Dilaver Üretim Bölgesi’nde babamın olduğu yerde çırak olarak işe girmiştim. Burada 1.5 yıl kadar çalıştım.
Amasra’ya döndüğümüz sene ben 17 yaşımdaydım. Biz üç kardeşiz. SEVİL ÖZGER ve SEVİNÇ İYİCE benim kız kardeşlerimdir. O zamanlar Amasra’da E.K.İ. TARLA AĞZI OCAKLARI vardı .”ETEM AĞA” ların Rahmetli AGAH BEY burada yöneticiydi. O’ndan rica ettim ve kendiside beni kırmadı, işe aldı. O sıralar, Amasra DEMİR DERESİ OCAKLARI yeni vuruluyordu. TARLA AĞZI OCAKLARI ise FRANSIZ’LARDAN kalmadır. Amasra’ lılar denizde “PALAMUT GONGURAYINCA” (kaynayınca), işi bırakıp denize kaçarlardı…

AGAH BEY “Balık zamanı sende işi bırakıp gidersin.” Dedi. Bende “ Bırakmam çalışırım.” Dedim. 1959 senesi Ağustos ayının 20 sine kadar E.K.İ. yi bırakmadım. Ağustos ayının 20 sinde askere gittim. Ama denizden de kopmadım. Hala motorlu sandalım vardır. Askerliğimi istihkam askeri olarak yaptım. Askerde kamyon şoförlüğü ve ekskavatör operatörlüğü yaptım. O zamanki teknolojiye göre kullandığımız vinç bir defada 11 ton yük kaldırabiliyordu. Askerliğim 24 ay sürdü. Askerlik dönüşü E.K.İ. ye iş başı yapmadım. Bende balıkçılığa döndüm.

O günlerde E.K.İ. amele yevmiyesi 325 Kuruş’tu. Bir ayda primlerle birlikte elimize 110-120 Türk Lirası geçmekteydi. Ben, yerüstünde tumbacılık yapıyordum. Tonluk beşik arabaları vardı. O zaman motor falan yoktu daha, arabalar katırlarla çekiliyordu. Yeraltı işçileri 450 Kuruş yevmiye alıyorlardı. Balığa çıktığımızda sabah 04.30-akşam 19.00 arası 10-15 Türk Lirası kazanıyorduk. O zaman Amasra’da balık çoktu, karaya vuruyordu. Benim, 1958’den beri sandalım vardır. 1962 senesine kadar kürekli kayığım vardı, 1962 senesinde makine bağladık içine. O zamandan bu zamana 3. kayığım olmuştur. İlk motorlarımız, benzinli motorlardı.

Ben askerden dönüşümden iki sene sonra, Amasra’da bilinen yerde kahvehane açtım. Bu binayı çalışıp çabalayarak, babamla birlikte yapmıştık. Burada FİLİZ ÇAY EVİ olarak 17 sene kahvehane hizmeti verdim.

Bana ZAVRAK ismini ben askere giderken, Amasra’lılar taktılar. Askere giderken takılmış bişeydir. Kelime olarak ne olduğunu bilen yok. Uzun boylu olduğum için öyle söylediler. Ben, askerde de, askerden sonrada araştırdım, sözlüklerden baktırdım; şöyle kabağa benzer, uzun boylu bir şeyler varmış bilmeyoz ki, gene de bilmeyoz, milletin demesi, öyle işte…

O zaman askere giderken, biz hep uzun boyluyduk. “ BU SENE DE ASKERE ZAVRAKLAR GİDİYO…” dediler. Kahvehane, sabah 07.00’dan gece 11.00’a kadar açık olurdu. O zaman öyleydi. Amasra esnafımıza, kışın balıkçılara ve yazında turistlere hizmet ettik. Ben, gece balığa gidip, sabah
kahveyi açardım. 1960-1966 seneleri arası E.K.İ. OCAKLARI kapanınca zorluk çektik. 20 Kuruş çay, 30 Kuruş Türk Kahvesi’ydi. O zamanlar Aygaz Ocağı’ da yoktu, köz ocağında pişiriyorduk. Çay içende fazla yoktu, günde bir kilo kahve satıyordum.
Çeşm-i Cihan Amasra’mız, Türkiye’de ilk turistik bölgeydi. Yabancı turist geldiğinde SERDAROĞULLAR’ın MEHMET’i tercüman olarak çağırıyorduk. O’da İngilizce’yi Amerika’lılar dan öğrenmişti. Kendisi Almanya’da kalp krizinden vefat etti. Amasra’da o yıllar kale eski halindeydi. Her taraf kumsaldı. Kumda yürümek, karda yürümek gibi zor olurdu, garç-gurç ayağımız kuma batardı, biz de ayağımız yanmaması için sudan yürürdük.

Kemere Köprüsü’nün Karanlık Kapı’ya doğru iki tarafı kale duvarı şeklindeydi, mazgallardan denize bakardık. Bu surların taşları hep, inşaatlarda kullanıldı ve üzerlerine binalar yapıldı. O zaman ki turistler, yabancı misyon şefleri, elçilik görevlileri, üniversite hocaları, inşaat işleri ile görevli kişiler gibi insanlar olurlardı. Birde, tarih kitaplarından Amasra’yı okuyan yabancılar gelirdi. Pansiyonlar eski ahşap evlerdi. Buralarda çok fazla tahta kurusu ve örümcek olurdu. Mangalda kükürt yakıp bunları temizler, evleri öyle turiste verirdik.

1968 depreminde ben kahvede çalışıyordum. 6 veya 8 eylül Salı günüydü. Kahvede inadına doluydu böcek gibi, boş sandalye yoktu. Küçük limanda ki taş ocağından ve Büyük limanın karşı tepelerinden duman çıktı. KAYA ALTI deriz biz oralara. Binalar birbirine çarpışacak gibiydi. Direkli’ye kadar deniz kurudu. Sonra deniz tekrar gelince, bu defada Amasra’yı deniz bastı. Ahşap binalara bir şey olmadı.

Kahvecilik devam ederken, ben 1976 senesinde konfeksiyon dükkanı açmaya heves ettim. Aynı yerde bu defa ZAVRAK isminde bir işyerim oldu. Yazın havlu, mayo, terlik gibi deniz malzemeleri de satıyorduk. 1999’da bu işi de bıraktım, burası tekrar kahvehane oldu. Bu defa oğlum, MEHMET İYİCE
işi sahiplendi. 2008 senesinin nisan ayında RESTORANT olarak kiraya verdik.
Annem HATİCE İYİCE 2007 senesi 90 yaşında vefat etti. Hanımım NAZMİYE İYİCE’yi ise, 1994’te 50 yaşında kaybettim. ZÜBEYDA, RUHAN, REYHAN adında üç kızım vardır.
Gençlere tavsiyem, çok çalışmaları, sebat etmeleri, dürüst olmalarıdır. İçki ve sigara dahil kötü alışkanlık sahibi olmamalarıdır.
Yazı:Muzaffer SALİH (Jeoloji Mühendisi)
|