AMASRA’DA AŞK
Gün
kızıl sarı bir şala büründü önce;
ayaklarında mavi kadifeden bir deniz.
Kurucaşileli Ali usta,
gün batımına az kala,
oturttu omurgasını en büyük teknenin.
Son çiviyi çaktı
kutsal, nasırlı elleriyle,
son sözünü söyledi en küçük balığa.
Yaşlı bir madenci,
elindeki bardağa düşürdü aklını,
fenerin aydınlığındaki kara ocağa.
Yüreğinin kıyıcığında
sessiz yaşayan can gibi,
özlemlerini okşadı sanki,
çocukluğunu, gençliğini; Karadeniz gibi.
Koca bir taş, koca bir duvar,
Roma’yı anlattı,
Bizans’ı, Ceneviz’i fısıldadı usulca.
Tamam değildi,
söylenmemişler vardı henüz,
yaşanmamışlar bin yıllarca.
Ağlayan Ağaç’tan
Tavşan Adası’na baktı iki sevdalı,
iki sihirli sözcük,
bir iç çekiş, yarım gülücük;
tarih sonrası
en büyük aşkını yaşadı Amasra’da...
Ruhan Odabaş..
|